WWW.ACDC-TR.COM

23/12/2008 ·

WWW.ACDC-TR.COM

Türkiye'nin en ayrıntılı AC/DC fan sitesi. Bekleriz....

Yorum (yok) Yorum yaz!

Metal Church Biyografi

11/5/2006 · Kategori: Biyografiler

                                            METAL CHURCH BİYOGRAFİ

       

                                             

 

1980 yılında Kurdt Vanderhoof , San Francisco’da “Metal Church” adında bir grup kurdu. Grubun bateristi Lars Ulrich’ti fakat o Los Angeles’a taşınınca grupta bir hareket olmadı ve Kurdt da Aberdeen, Washington’a geri döndü..

Hemen ertesi sene Kurt Aberdeen’delise arkadaşları Kirk Arrington, Mike Murphy ve Craig Wells ile “Sharpnel” grubunu kurdu. Kirk’in arkadaşı olan Duke Erickson’un da katılımıyla kadro tamamlandı. Mike Murphy gruptan ayrılıp ve “Rogues Gallery” e katılınca, Craig arkadaşı Daivd Wayne’i gruba davet etti.. Sharpnel barlarda, okullarda fırsat buldukları hemen her yerde sahne alıyor ve ağırlıklı Heavy ve Thrash metal coverları yapıyordu

 

1980 yılında Kurdt Vanderhoof , San Francisco’da “Metal Church” adında bir grup kurdu. Grubun bateristi Lars Ulrich’ti fakat o Los Angeles’a taşınınca grupta bir hareket olmadı ve Kurdt da Aberdeen, Washington’a geri döndü..

Hemen ertesi sene Kurt Aberdeen’delise arkadaşları Kirk Arrington, Mike Murphy ve Craig Wells ile “Sharpnel” grubunu kurdu. Kirk’in arkadaşı olan Duke Erickson’un da katılımıyla kadro tamamlandı. Mike Murphy gruptan ayrılıp ve “Rogues Gallery” e katılınca, Craig arkadaşı Daivd Wayne’i gruba davet etti.. Sharpnel barlarda, okullarda fırsat buldukları hemen her yerde sahne alıyor ve ağırlıklı metal coverları yapıyordu

1983 yılına gelindiğinde ise Sharpnel adını değiştirdi ve Kurdt’un, San Francisco’da kurduğu grubun adı olan Metal Church’ü seçti kendine isim olarak 1984 de artık kendi parçalarını yazmaya başlamışlardı ve grup ilk konserini Aberdeen’deki D&R Theater’da verdi.. Daha sonra kendi adlarını taşıyan Metal Church albümünü Ground Zero etiketiyle çıkardılar..

1985 de albümün iyi satması sonucu Elektra Records, grubu kendi bünyesine alırken grup ilk turuna hazırlanıyordu..

1986 da Grup “The Dark” albümünü çıkardı ve en başta kendi bateristleri olacak olan Lars ulrich ve grubu Metallica ile tura çıktı..
Kurdt grupla beraber çalmayı ve turlara gitmeyi bıraktı fakat grubun şarkılarını yazmaya devam ediyordu.. Onun yerine 1987 de gitarist John Marshall gruba katıldı.

David solo albümü ile uğraşırken 1989 yılında yerine Mike Howe vokalist olarak geldi ve grup “Blessing in Disguise” albümünü çıkardı..

90' lara gelindiğinde grup “The Human Factor” albümünü çıkarırken Kurdt, Kirk’le beraber “Hall Aflame” grubunu kurdu ve “Guaranteed Forever” adlı bir albüm çıkardı.. Hall Aflame daha sonra ZZ Top’a açılış grubu olarak sahne aldı..

Metal Church “Hanging in the Balance” albümünü çıkarıp turnelere başladı fakat Amerika’nın müzikal iklimi değişmişti.. Artık metal revaçta değildi ve grup 1993 yılında dağıldı..

1997'de Kurdt ve Kirk beraber bir stüdyo yaptılar ve “Vanderhoof” grubunu kurdular. Grup Savatage ile beraber Avrupa turuna çıkarken, kendileriyle aynı adı taşıyan bir albüm de çıkardı..

Metal Church’ün kurucu elemanları 98 yılında bir konser albümü için bir araya geldiler.. Bu beraberlik sırasında tekrar kaynaşan eski arkadaşlar yeni bir albüm yapma kararı aldılar. İşler yolundaydı ve Craig Wells ile John Marshall’ın dönmesiyle taşlar yerine oturdu..

Takibindeki yıl grup “Masterpeace” albümünü çıkardı ve Avrupa turuna çıktı.. Duke, ailesi yüzünden, Kirk ise kişisel problemleri yüzünden tura katılamadı.. Eleman açığını Vanderhoof’un bateristi Jeff Wade ve bas gitaristi Brian Lake ile kapattılar..

2002 yılına gelindiğinde Kurdt yeni Vanderhoof albümü, “A Blur In Time” o bitirdi ve John’la beraber yeni Metal Church albümü için şarkı yazmaya başladılar..

Grup, 2004 Temmuz ayında 10 şarkılık "The Weight of the World" albümünü çıkarırken hayranlarına güzel bir 20. yıl armağanı sunmuş oldu..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Judas Priest Biyografi

11/5/2006 · Kategori: Biyografiler

                                                 JUDAS PRIEST BİYOGRAFİ

 

                                

 

1969 yilinda Ingiltere’nin Birmingham sehrinde gitarci K.K.Downing ile yakin arkadasi basçi Ian Hill tarafindan kuruldu. Vokalde Alan Atkins ile davulda John Ellis tarafindan tamamlanan kadrosuyla ilk konserini 1971’de Essington’da veren grubun adi Atkins’in eski grubunun adiydi. 1971 sonunda Ellis’in yerine Chris Campbell geldi ve 1972 yilinin tümünü yollarda geçiren gruptan bu kez 1973 yilinda Atkins ile Campbell birlikte ayrildi.
Bu ayrilik sonrasi grubun kaderi degisecekti. Onlarin yerine Hiroshima isimli gruptan solist Rob Halford ile davulcu John Hinch geldi. Bu kadroyla küçük bir Ingiliz plak sirketi olan Gull Records ile anlasma imzaladilar ve ilk albümleri “Rocka Rolla”yi (1974) yaptilar.

Bu albümün kaydindan önce gruba ikinci gitarci olarak Glenn Tipton katilmisti. Eylül 1974’te yayinlanan albüm pek de basarili olmadi. 1975’te Hinch’in yerine gelen Alan Moore ile grup ikinci albümü “Sad Wings of Destiny”yi (1976) piyasaya sürdü. Oldukça iyi tepkiler alan albüme ragmen grubun mali durumunda bir degisiklik olmadi. Ancak albümün basarisi sonucu grup CBS Records ile anlasma imzaladi ve davulda bu kez Simon Philips’in yer aldigi “Sin After Sin”i (1974) yapti. Ancak turneye davulda Les Binks ile çiktilar ve ilk kez Amerika’yi da programlarina alarak
Led Zeppelin olaganüstü bir hard rock grubuydu. Sadece blues'u inanilmaz sesli çalmalari degil -- mitoloji , mistisizim ve birçok farkli kültürden olguyu müziklerine katmalariydi ayni zamanda. Çok nadir röportaj yaparlardi çünkü müzikleri zaten grubu temsil ediyordu. Genellikle seyirciyle ya albümlerde yada konserlerde bulusuyorlardi. Birçok grubun aksine Led Zeppelin albüm konseptini her zaman korumayi seçti. Tek tek albümden basarili sarkiyi single olarak piyasaya sürmek onlarin tarzi degildi. Bu sekilde yaptiklari müzigi en iyi halde yaptilar ve dallarinda mükemmel sound'u yakalamayi basardilar.
rnLed Zeppelin the Yardbirds'ün küllerinden dogdu. Jimmy Page son albümleri olan 1967'deki Little Games'de merkez bir rol oynuyordu ki John Paul Jones ile birlikte degisik tel ayarlamalari deniyorlardi. 1967 yili sirasinda the Yardbirds deaktif durumdaydi. the Yardbirds geleceklerine karar vermeye çalisirken , Page 1967 yilinda çalismalarina basladi. 1968 baharinda Jones'un ayarladigi Donovan'un "Hurdy Gurdy Man."'de yer aldi. Çalismalar sirasinda Jones Page ile gelecekte her projesinde çalismak istedigini belirtti. Page'de tahmin ettiginden önce bir grup kurmak zorunda oldugunu anladi.
rn

", "", "Biyografi : Led Zeppelin", "style="border-bottom: 1px solid #e8e8e8;background: #f7f7f7;padding: 2px;font-size: 10pt;font-weight: bold;color: #000000;"");" onmouseout=GAL_hidepopup(); href="http://www.ayyas.com/biyografiler/11628-led-zeppelin/" target=_blank>Led Zeppelin'in ön grubu oldular. Daha sonra çikan “Stained Class” (1978), “Killing Machine” (1978), “Unleashed in the East” (1979) gibi albümlerle 1969 yilinda Ingiltere’nin Birmingham sehrinde gitarci K.K.Downing ile yakin arkadasi basçi Ian Hill tarafindan kuruldu. Vokalde Alan Atkins ile davulda John Ellis tarafindan tamamlanan kadrosuyla ilk konserini 1971’de Essington’da veren grubun adi Atkins’in eski grubunun adiydi. 1971 sonunda Ellis’in yerine Chris Campbell geldi ve 1972 yilinin tümünü yollarda geçiren gruptan bu kez 1973 yilinda Atkins ile Campbell birlikte ayrildi.
rnBu ayrilik sonrasi grubun kaderi degisecekti. Onlarin yerine Hiroshima isimli gruptan solist Rob Halford ile davulcu John Hinch geldi. Bu kadroyla küçük bir Ingiliz plak sirketi olan Gull Records ile anlasma imzaladilar ve ilk albümleri “Rocka Rolla”yi (1974) yaptilar.
rn
", "", "Biyografi : Judas Priest", "style="border-bottom: 1px solid #e8e8e8;background: #f7f7f7;padding: 2px;font-size: 10pt;font-weight: bold;color: #000000;"");" onmouseout=GAL_hidepopup(); href="http://www.ayyas.com/biyografiler/4587-judas-priest/" target=_blank>Judas Priest ismini giderek daha büyük kitlelere duyurdu ve basarilarina yenilerini ekledi. “Unleashed in the East”in hemen ardindan Les Binks ayrilmis, yerine ise Trapeze grubundan Dave Holland geçmisti. Yeni kadro ile 1980'de “British Steel” piyasaya çikti. 1982’de çikardigi “Sereaming for Vengeance” ile basarisinin zirvesine çikti, platin plak ödülleri kazandi ve heavy metal’in en büyük gruplarindan biri olma yolunda ilk adimlarini atti. Bu arada grup davulcu degisiklikleri yasamaya devam ediyordu. Ancak 1984 tarihli “Defenders of the Faith”le sertliginin en asiri ucunu ortaya koydu. Öte yandan daha ticari bir çizgiye oturmus olan “Turbo” (1986) o gün için yumusak ve ticari görünse de birkaç yil sonra yeniden gündeme geldi ve heavy metal içinde yer alan techno-pop kolunun çikis kaynagi oldu. Ancak 1988 yili albümleri “Ram It Down” ile sert yapisina döndü. Oldukça basarili olan albümün ardindan Dave Holland ayrildi ve yerini Scott Travis doldurdu. 1990’da yayinlanan son stüdyo albümü “Painkiller” ile grup en sert çalismasini yapti, gitarcilarinin birer virtüöz olarak sololarda ortaya koyduklari teknik gövde gösterileri, basla davulun alisilmisin ötesinde öne çikislari ve vokalin genç solistleri utandiracak yorumuyla 1969 yilinda Ingiltere’nin Birmingham sehrinde gitarci K.K.Downing ile yakin arkadasi basçi Ian Hill tarafindan kuruldu. Vokalde Alan Atkins ile davulda John Ellis tarafindan tamamlanan kadrosuyla ilk konserini 1971’de Essington’da veren grubun adi Atkins’in eski grubunun adiydi. 1971 sonunda Ellis’in yerine Chris Campbell geldi ve 1972 yilinin tümünü yollarda geçiren gruptan bu kez 1973 yilinda Atkins ile Campbell birlikte ayrildi.
rnBu ayrilik sonrasi grubun kaderi degisecekti. Onlarin yerine Hiroshima isimli gruptan solist Rob Halford ile davulcu John Hinch geldi. Bu kadroyla küçük bir Ingiliz plak sirketi olan Gull Records ile anlasma imzaladilar ve ilk albümleri “Rocka Rolla”yi (1974) yaptilar.
rn
", "", "Biyografi : Judas Priest", "style="border-bottom: 1px solid #e8e8e8;background: #f7f7f7;padding: 2px;font-size: 10pt;font-weight: bold;color: #000000;"");" onmouseout=GAL_hidepopup(); href="http://www.ayyas.com/biyografiler/4587-judas-priest/" target=_blank>Judas Priest
, “Heavy Metal Gods” sifatini kazandiklari kariyerini zirvede noktaladi. 1992 yilinda Rob Halford, gruptan ayrildi ve gitarda Russ Parrish ve davulda Scott Travis ile birlikte Fight isimli yeni bir grup kurarak yoluna devam etme karari aldi. 1997 yilinda grup yeni solisti Tim Owens ile “Jugulator” isimli albümü yayinladi. Ayni yilin sonunda Glenn Tipton, ilk solo albümü “Paint It Black”i yayinladi. Halford ise Two isimli yeni grubu ile “Voyeur” isimli albümü çikardi. 1969 yilinda Ingiltere’nin Birmingham sehrinde gitarci K.K.Downing ile yakin arkadasi basçi Ian Hill tarafindan kuruldu. Vokalde Alan Atkins ile davulda John Ellis tarafindan tamamlanan kadrosuyla ilk konserini 1971’de Essington’da veren grubun adi Atkins’in eski grubunun adiydi. 1971 sonunda Ellis’in yerine Chris Campbell geldi ve 1972 yilinin tümünü yollarda geçiren gruptan bu kez 1973 yilinda Atkins ile Campbell birlikte ayrildi.
rnBu ayrilik sonrasi grubun kaderi degisecekti. Onlarin yerine Hiroshima isimli gruptan solist Rob Halford ile davulcu John Hinch geldi. Bu kadroyla küçük bir Ingiliz plak sirketi olan Gull Records ile anlasma imzaladilar ve ilk albümleri “Rocka Rolla”yi (1974) yaptilar.
rn
", "", "Biyografi : Judas Priest", "style="border-bottom: 1px solid #e8e8e8;background: #f7f7f7;padding: 2px;font-size: 10pt;font-weight: bold;color: #000000;"");" onmouseout=GAL_hidepopup(); href="http://www.ayyas.com/biyografiler/4587-judas-priest/" target=_blank>Judas Priest
ise “Genocide” isimli albümle 2000 yilinda yeni çikisini yapti.
Otuz yildir müzik yapan ve ilk çalismalari yumusak olan
1969 yilinda Ingiltere’nin Birmingham sehrinde gitarci K.K.Downing ile yakin arkadasi basçi Ian Hill tarafindan kuruldu. Vokalde Alan Atkins ile davulda John Ellis tarafindan tamamlanan kadrosuyla ilk konserini 1971’de Essington’da veren grubun adi Atkins’in eski grubunun adiydi. 1971 sonunda Ellis’in yerine Chris Campbell geldi ve 1972 yilinin tümünü yollarda geçiren gruptan bu kez 1973 yilinda Atkins ile Campbell birlikte ayrildi.
rnBu ayrilik sonrasi grubun kaderi degisecekti. Onlarin yerine Hiroshima isimli gruptan solist Rob Halford ile davulcu John Hinch geldi. Bu kadroyla küçük bir Ingiliz plak sirketi olan Gull Records ile anlasma imzaladilar ve ilk albümleri “Rocka Rolla”yi (1974) yaptilar.
rn
", "", "Biyografi : Judas Priest", "style="border-bottom: 1px solid #e8e8e8;background: #f7f7f7;padding: 2px;font-size: 10pt;font-weight: bold;color: #000000;"");" onmouseout=GAL_hidepopup(); href="http://www.ayyas.com/biyografiler/4587-judas-priest/" target=_blank>Judas Priest
, giderek daha sert bir çizgiye kaydi; bu açidan kariyerine sert baslayan, ama zaman içinde yumusayan gruplarin aksine giderek sertlesen neredeyse tek grup oldu. Yaptigi çalismalarin hemen hemen hepsiyle heavy metal’in gelisiminde etkili bir rol oynadi. “Unleashed in the East” ve “British Steel” albümleri ile platin plak kazandilar, “Screaming for Vengeance” ve “Turbo” albümleri 1 milyondan fazla satti, bu uzun yolda “Sin After Sin” ile “Priest Live!” hariç tüm çalismalari gruba altin plak getirdi. Kariyerlerinin ilerleyen dönemlerinde heavy metal tanrilari olarak “kutsandilar”; 20 yilin sonunda kariyerlerini noktaladiklarinda heavy metal’in en büyük grubu olmuslardi.

 

2001 - Demolition (Atlantic)
2000 - Genocide (Recall)
1998 - 98 Live Meltdown (CMC)
1998 - Priest In The East ( --- )
1997 - Jugulator (CMC)
1990 - Painkiller (Columbia)
1988 - Ram It Down (Columbia)
1987 - Priest... Live! (Columbia)
1986 - Turbo (Columbia)
1984 - Love Bites (Columbia)
1984 - Defenders Of The Faith (Columbia)
1982 - Screaming For Vengeance (Columbia)
1981 - Point Of Entry (Columbia)
1980 - British Steel (Columbia)
1979 - Unleashed In The East (Columbia)
1979 - Hell Bent For Leather (Columbia)
1979 - Hero, Hero (Transluxe)
1978 - Stained Class (Columbia)
1978 - Killing Machine (CBS)
1977 - Sin After Sin (Columbia)
1976 - Sad Wings Of Destiny (Koch)
1974 - Rocka Rolla (Koch)

Kaynak :
www.turkrock.com  

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Anarşizm Nedir ?

11/5/2006 · Kategori: Felsefeler

                                       ANARŞİZM NEDİR ?

 

      Anarşizm yanlış kavramlarla kuşatılmış bir siyasal felsefedir. Bunun temel nedeni ise anarşizmin gerçekten de basit sloganlarla ve parti çizgileri ile ifade edilemeyen farklı bir düşünüş tarzına sahip olmasıdır. Gerçekten de 10 anarşistten anarşizmi tanımlamalarını istersiniz, büyük bir ihtimalle 10 farklı cevap alırsınız. Anarşizm siyasi bir felsefe olmanın ötesinde; siyasi, pragmatik ve kişisel yanları kucaklamış bir yaşam tarzıdır.

Anarşizmin temel ilkesi, hiyerarşik bir otoritenin --devlet, kilise, babaerkil yapı ya da ekonomik elitler olsun-- gereksiz olmaktan öte içsel olarak insanoğlunun kapasitesinin azamileştirilmesine bir engel olduğu ilkesidir. Anarşistler genel olarak insanların kendi işlerini yaratıcılık, birlikte çalışma ve karşılıklı saygı temellerinde idare edebilme yetisine sahip olduklarına inanırlar. Gücün içsel olarak zarar verici olduğuna, ve yetkililerin (ing. authorities) kaçınılmaz olarak kendi çıkarları ile ilgilendiklerine, ve kendilerini seçenlerin iyiliğinden ziyade kendi güçlerini arttırmayı hedeflediklerine inanırlar. Anarşistler genelde ahlâk'ın kişisel bir konu olduğuna, ve yasal ya da dini bir otorite tarafından dikte (ABD anayasası gibi saygın yasalar(!) da dahil olmak üzere) edilmiş yasalar olmasından ziyade, diğer bireyler ve toplumun iyiliği için sahip oldukları ilgiye dayanması gerektiğine inanırlar. Anarşist felsefelerin çoğunda bireylerin kendi davranışlarından sorumlu olduğu belirtilir. Babeerkil idare şekline dayanan yöneticiler, insanları kendileri için düşünme ve davranmadan alıkoyarak, elit zümrelerin onlar yerine karar verdiği ve ihtiyaçlarını karşıladığı bir sistemi dayatır; bu da insanlığını yitirmiş bir kitlenin oluşmasını hızlandırır. Otorite kendisini haksız yere, en temel kişisel ahlâki kararların alınmasında dahi en son karar verici olarak kabul ettiğinde, örneğin ne için öldürülebileceği ya da ne için ölmeye değer olduğu gibi konularda (mecburi askerlik ve kürtajda olduğu gibi), insan özgürlüğü ölçülemez şekilde kısıtlanmış olur.

Anarşistler pekçok farklı baskı çeşitleri arasındaki bağlantıların farkındadırlar --cinsellik, ırkçılık, çokcinslik (ing. heterosexism), sınıfçılık ve milliyetçi şövenizm gibi-- ve bu nedenle de diğerlerinin devam ettiği bir ortamda belli bir tanesine karşı mücadelede yoğunlaşmanın yararsızlığının da farkındadırlar. Anarşistler dünyayı dönüştürmek için kullanılan araçların başarılması arzulanan sonuçlarla uyumlu olması gerektiğine inanırlar. Anarşistler resmi organizasyonların varlığının gerekliliği ve halen varolan yıkıcı kurumların ancak şiddet eylemleri ile bertaraf edilelebileceği gibi konularda farklı görüşlere sahip olmakla beraber, pekçoğu sadece mevcut düzeni yıkmanın bir amaç olmadığı; yerine kurulması hedeflenen daha insancıl ve akılcı yeni bir düzenin şekillendirilmesinin de önemli olduğuna inanırlar.
 

Tarihte Anarşistler

Anarşistler tarih boyunca devrimci hareketlerde önemli roller üstlendiler. 1789'da başlayan Fransız devrimi aslında güçlü proto-anarşist unsurlara sahipti. Pierre-Joseph Proudhon, Peter Kropotkin, Mikhail Bakunin ve Errico Malatesta gibi isimler devrimci anarşist teorinin gelişmesine 19. ve 20. yüzyıllarda önemli katkılarda bulundular. Anarşistler 1905 ve 1917 Rus devrimci hareketlerinde önemli roller üstlendiler, ancak Bolşevikler diğerlerini tasfiye ederek gücü ele geçirmelerinden sonra sık sık acımasız metodlarla bastırıldılar. 1936-1939 İspanyol Devrimi en yaygın olarak bilinen anarşist hareketlenmenin sahnesini oluşturdu; anarko-sendikalist organizasyonlar (FAI ve CNT) işleyen, hiyerarşik olmayan toplumsal ve ekonomik alternatiflerin olabilirliğini gösterdiler. ABD'nde, aynı zamanda Meksika ve Latin Amerika'da, sendika hareketlerinde her zaman anarko-sendikalist etkiler görüldü (örneğin Dünya Sanayi İşçileri -ing. Industrial Workers of the World- gibi). Emma Goldman ve Alexander Berkman gibi önde gelen anarşistler, 1900'lü yılların başındaki pek çok radikal oluşumun içinde yer aldılar. 1960'ların toplumsal değişim ve alternatif yaşamtarzı hareketlerinin içinde pekçok anarşist unsurlar bulunuyordu (feminist hareketler, homoseksüellerin kurtuluşu hareketi, savaş-karşıtı ve özgür konuşma hareketleri gibi); ama bunların pekçoğu Marksist/Leninist/Maoist akımlarca ya bastırıldılar ya da gölgede bırakıldılar.
 

Anarşizm Ne Değildir ?

Anarşizmin ne olduğunu anlatma çabasında anarşizmin ne olmadığını incelemek yararlı olacaktır:

Komünizm: Pekçok anarşist komünalizm ve kolektivizm kavramlarına değer verse de, yakın zamanda çöken komünist totalitarizmi reddeder, ya da daha doğru bir ifade ile Marksist-Leninist komünist devleti. Marksistler ve anarşistler arasındaki 1870'lerde başlayan kopmanın nedeni Marksistlerin farklı bir isim altında otoriterizmi yaşatma çabalarıdır. Marksist-Leninist gruplar, anarşistlerin anti-otoriter ve bireylere azami özgürlük ilkelerini tamamen ihlâl eden öncü parti ve proleteryanın diktatörlüğü kavramlarına geleneksel olarak önem verirler. Geleneksel Marksizm devletin zaman içinde yok olacağını tahmin etse de, komünist rejim uygulamalarında tekrar tekrar gördüğümüz gibi devlet gücü üzerinde yoğunlaştırmakta ve onu oluşturanlar ise baskı ve kendi konforlarına düşkünlüğe saplanmaktadırlar.

Hürriyetçiler: Hürriyetçiler sık sık anarşistlerle karıştırılırlar, aslında pekçok açıdan örtüşmektedirler. Her ikisi de bireysel özgürlük ve devletin yokedilmesi konularına önem verirler. Hürriyetçilerin pekçoğu birincil önceliği bireye verir, ve bilinçli kendi çıkarını düşünme ilkesine dikkat çekerler. Pekçok anarşist ise karşılıklı yardımlaşma ve topluluğun tüm üyelerinin durumunun iyileştirilmesi üzerinde yoğunlaşırlar. Hürriyetçilik özellikle ekonomik bakış açısından ele alınabilir; müdahale edilmeyen serbest piyasa kapitalizmine azami değer veren hürriyetçiler (hatta bazı taraftarları kendilerini anarko-kapitalist olarak adlandırırlar), özel mülkiyetin korunması uğruna güç kullanılmasına olumlu bakarken, kişisel iktisadi kazancın azamileştirmesi çabasını engelleyen her türlü hükümet müdahalesine karşı çıkar ve aynı zamanda ekonomik (yani parasal) olmayan her türlü değeri de gözardı ederler. Hürriyetçiler bir yandan anti-devletçilik taraftarlığı yaparken, diğer yandan ise bir çok diğer tahakküm ve hiyerarşi biçimine karşı çıkmazlar (hürriyetçi felsefede her zaman "en iyi olan var olur" ya da "ekonomik olan doğru olandır" gibi bir melodi duyulur); bu nedenle de toplumsal güç ilişkilerini, özellikle de ekonomik olanları, radikal bir şekilde değiştirmeyi amaçlamazlar. Anarşistler ise her zaman daha fazla toplumsal bakış açısını temsil ederler ve zenginin oransız bir şekilde fayda sağlayıp, daha az başarılı olanın aşırı zorluklarla karşılaştığı herhangi bir sistemi yıkma taraftarıdırlar. Anarşistler bireysel teşebbüs, zekâ ve yaratıcılığa önem verirken; aynı zamanda da bu bahsedilen niteliklere daha az ölçüde sahip olanlara da saygılı ve adaletli davranılması gerektiğini savunurlar. Nesnelciler01 ise hürriyetçilerin aşırı bir şeklini temsil ederler. Hürriyetçi Parti seçim sisteminin reforme edilmesini, narkotik yasalarının kaldırılmasını ve hükümet düzenlemelerinin azaltılmasını gibi konuları savunan nispeten ılımlı bir oluşumdur. Hürriyetçilerin pekçoğu aslında "minanarşist"lerdir, yani asgari ve müdahaleci olmamak koşulu ile bir çeşit hükümetin varolması gerektiğini savunurlar. Anarşist bir toplumda ne tip bir ekonomik sistemin var olacağı sorusu ise cevapsız kalır. Bazı anarşistler her türlü sermaye ve piyasa ekonomisinin yıkılması gerektiğini savunurken, bazıları ise piyasa ekonomisi içinde tam katılımcı demokrasi ve işçi sahipliğini geçerli kılan bir sistemi tercih ederler; keza diğer bazı anarşistler ise çeşitli ekonomik sistemlerin birbirleri üzerine hakimiyet kurma eğilimine sahip olmadıkça bir arada var olabileceğini savunurlar.

Liberalizm: Bu ülkede[ABD'de] süregelen siyasi kavramlar anarşizmi solculukla, ve solculuğu liberalizm ile eş tutmaktadır. "Sol" kavramı 1990'larda oldukça sorunsal bir kavram haline gelmiştir, çünkü bugün mevcut olan modern siyaset geleneksel sol (liberal) / sağ (muhafazakâr) çeşitlemelerinin dışına düşmektedir. Anarşistlerin pekçoğu "ilerici" amaçları savunmakla beraber, bu anarşizme geleneksel siyasi yelpaze içinde yer verilmesini gerektirmez. Bazı teorisyenler bunu, ekonomik otoriterizmin ve toplumsal otoriterizm derecelerinin yatay ve düşey eksenleri oluşturduğu bir matriks içinde ifade etmeye çalışırlar; yani genellikle ekonomik liberalizmi savunanların toplumsal liberalizme karçı çıktığı, ya da tam tersi durumun olduğu bir durumu ifade ederler. Modern ilerici siyaset büyük ölçüde "politik bir kimlik" kavramı etrafında şekillenmiştir; yani asli ilgi ve işbirliği ırk, cins gibi temellerde şekillenir. Halen anarşistlerin büyük bir kısmı da aslen siyasal kimlik üzerinde şekillenmelerine rağmen, daha ayrıntılı bir anarşist felsefe insanların artık bu tip sınıflandırmalara gereksinimlerinin olmayacağı bir geleceği amaçlar. Liberaller mevcut sistemin reforme edilmesini (oy verme, lobi faaliyetleri ve gösteriler düzenleme araçları ile) hedeflerken; anarşistler daha radikal bir tutum içinde, bütün bozulmuş kurumların yenilenmesini ve devlet müdahalesinin hiçbir biçimini içermeyen doğrudan eylem yolu ile daha insancıl bir sistemin oluşturulmasının gerekli olduğunu savunurlar. Anarşistler gerek evrimci gerekse devrimci değişikliklerin geçerli olacağını savunurken, toplumun yeniden düzenlemesini gerçek anlamda başarmak için hiyerarşik tahakküm ilişkilerinin nerede olursa olsun yok edilmesi gerektiğinin farkındadırlar; bu tarihsel olarak liberallerin öncelik verdiği bir konu değildir. Anarşistler bu güç ilişkilerinin bizzat kendilerinin (ister kapitalist ya da komünist, isterse demokratik ya da totaliter olsun) sorunun kökenini oluşturduğunun, ve bu nedenle de çözüm için bir temel olamayacaklarının farkındadırlar. Bazı anarşistler, küçük ve yerel gelişmelerin bile değerli olduğu inancı ile oy kullanma ve protestolara dayanan aktivitelerin içinde yer alsalar da, asıl olarak bunların ara basamaklar olduğunun, gerçek ve nihai değişimi başarmak için bunların ötesine geçilmesi gerektiğinin farkındadırlar.

Nihilizm: Nihilizmin "her şeye karşı" sloganının aksine anarşistler rasgele şiddet, yıkıcılık ve "her koyun kendi bacağından" düzensizliklerine karşıdırlar (ama her zaman bu tavır içinde olupta kendilerini anarşist olarak nitelendirenler vardır). Anarşinin kaos ile özdeş olduğu fikri talihsiz bir kavram yanılmasıdır, özellikle güce sahip olupta otoritenin düzeni sağlamak için gerekli olduğuna inananlarca yayılmıştır. Anarşistler etkin, organize ve adil bir toplumun hiyerarşik olmayan, merkezden idare edilmeyen ve katılımcı temeller üzerinde başarılı olabileceğini savunurlar.
 

Tartışılan Bazı Konular

Anarşistler pekçok konuda önemli ölçülerde birbirinden ayrılan görüşlere sahiptirler. Anlaşmazlık olan en önemli konulardan birisi bireye karşı toplum sorusudur. Bireysel anarşistler bireyin özgürlüğüne asli önemi atfederken, anarko-komünistler (ve anarko-sendikalistler) genel toplumsal grubun faydası üstünde yoğunlaşırlar; mutualistler [karşılıkçılar] ise bu ikisi arasında bir konumdadırlar. İdeal anarşist toplumda, toplumun ihtiyaçlarının içinde yer alan bireylerin özgür isteklerini ve kendi kaderlerini tayin etme haklarını engellemeden adil bir şekilde karşılanacağı ümit edilir.

Ekoloji ve teknoloji konuları da anarşist hareket içinde tartışmalı konulardır. Klasik anarşizmin görüşleri, geleneksel Marksizm'in bilim ve akılcılığın yeri hakkındaki değerlendirmelerine benzerlikler gösterir. Modern anarşistlerin pekçoğu da teknolojinin içsel olarak ne iyi ne de kötü olduğunu söylerler, ama teknolojinin onu kullananlar ve ondan etkilenenlerin yararına en iyi şekilde hizmet edebilmesi için, toplumsal sorumluluk bağlamında yakından incelenmesi ve dikkatle uygulanması gereğine dikkat çekerler. Bazı diğer günümüz anarşistleri ise teknoloji-karşıtı ve ekoloji-merkezli bir görüşü savunurlar (bunların en aşırı uçları ilkelciler ve yeni-Ludditecilerdir); onlara göre anarşist toplum sadece teknolojik ilerlemenin durdurulması ve daha ilkel, yerelleşmiş ve ekolojik olarak uyumlu yaşam biçimlerine dönülmesi ile başarılabilir.

Milliyetçilik konusu da yine diğer önemli bir konudur. Genel olarak anarşistler uluslararasılaşmanın savunucusudurlar (ya da buna milliyetsiz-lik de denilebilir); ve milliyetçilik ile vatanperverliği devletin insanları suni ayrımlara tabii tutarak, parçalayıp kendi gücünün arttırma çabasının bir ifadesi olarak görürler. Nüfusun düşük katmanları dünya çapında benzer sefillikler içinde yaşarken, ulus-devlet bir takım elit zümrelerin çıkarlarına hizmet için oluşturulmuş kurumlardır. Buna rağmen bazı anarşistler, sömürücü, yekpare imparatorluklar yerine otoriter olsa da küçük ölçekli bağımsız devletlerin var olduğu bir durumun tercih edilirliği temelinde, belirli ulusal bağımsızlık hareketlerinin desteklenmesi gerektiğini savunurlar (Orta Doğu'da Filistinlilerin çabaları, ABD'de siyah milliyetçiliği ve bastırılmış olan yerli topluluklar).
 

Modern Anarşist Hareket İçindeki Akımlar

Bugünün "anarşist hareketi" pekçok politik ve felsefi konularda ortaklıklara sahip olan farklı hareketlerin toplamı olarak ifade edilebilir. Zaman zaman klasik anarşizmin ilkeleri üzerine inşa edilerek, zaman zaman da onlardan sapmalarla oluşmuş grupların çeşitliliği, günümüz anarşizminin ufkunu alabildiğine genişletmiş ve geleneksel anarşi kavramlarının yeniden tanımlanmasını da beraberinde getirmiştir.

Anarko-feminizm, feminizm ile anarşizmin ideallerini birarada eritir. Anarko-feministler kadının serbestleşmesi ve babaerkilliğin rolü üzerinde klasik anarşistlerden daha çok dururlar, fakat tabii bu (bazı diğer feminizm çeşitlerinin yaptığı gibi) diğer baskı biçimlerinin dışlanacağı bir derecede olmaz. Bütün kadın anarşistler kendilerini anarko-feminist olarak nitelendirmezler, yine anarko-feminist birisinin kadın olması da gerekmez --ayrım geniş bir perspektifte, bir kimsenin değerlerinin ne ölçüde "kadın-merkezli" olduğu ve tahakkümün hangi unsurlarına önem verdiği noktalarında tanımlanabilir. Günümüz siyasi hareketlerinin pekçoğunda olduğu gibi, cinsiyet ayrımı halen çözümlenememiş bir konudur. Böylece hiyerarşik ve babaerkil toplumsal düzen tarafından dayatılan suni cinsiyet bölünmelerinin anarşist hareket içinde de süregelmesi, gerçek eşitliğin sağlanması ve anarşistlerin hedeflediği sınırların yıkılması arzusuna engel teşkil etmektedir. Diğer yandan bir çok kadın ise geleneksel olarak erkek-egemen olan hareketin içinde kadınların bir alanın olması gerektiğini savunarak, birlik sağlanmadan önce kadınların endişelerinin geçerliliğinin tanınması ve anarşist felsefe içinde harmanlanması gerektiğine inanmaktadırlar. Anarko-feministler kadın sorunlarına (kadınlara karşı şiddeti azaltmak amacı ile pornografiye sansür uygulanması gibi) devletçi çözümleri genelde reddederler, ve doğrudan eylem ile kendinden-güçlenmeyi (ing. self-empowerment) savunurlar. Anarko-feminist organizasyon biçimi merkezden-dağıtılmaya, katılımcı karar alma mekanizmasına ve tabanda eyleme verdiği önemle karakterize edilebilir. Anarko-feministler genel olarak, insani potansiyelin tam anlamı ile gerçekleşmesinin ancak geleneksel cinsiyet rollerinin ötesine geçilmesi, faydalı "eril" ve "dişil" niteliklerin tüm insanlarda gelişmesinin ve tüm ilişkilerde eşitliğin desteklenmesi ile tam anlamı ile gerçekleşebileceğine inanırlar.

Pekçok modern anarşist özgür irade ve kendi kaderini tayin hakkı ülkülerini kendi kişisel yaşamlarında uygulama çabasındadırlar. Bu eğilim içinde cinsellik, aile ve kişiler arası ilişkiler alanlarında değişik seçenekleri kabul etme konusunda bir vurgu gözlenmektedir. İlişkiler resmi, dinsel ve toplumsal kısıtlamalarla sınırlandırılmadan, özgür irade ve ilgili tüm bireylerin anlaşması temellerinde olmalıdır. Bunlar arasında pekçok tuhaf [yaygın olarak bilinen, kabul edilenden farklı olan anlamında] anarşist de vardır --homoseksüel, lezbiyen, karşı cinse geçen, ve belki de çiftcinsiyetli; anarşizmin geleneksel sınıflandırmaları yıkmayı öne çıkarması bu gibi geleneksel olmayan ve/veya marjinalleşmiş cinsel kimliklere sahip olanlara uygun bir ortam yaratmış gibi gözükmektedir. Aynen feministlerle olduğu gibi, bazı homoseksüel/lezbiyen/tuhaf gruplar otorite karşıtı ve doğrudan eylem ilkelerini benimsemişlerdir (örneğin yeraltı iğne değişim programlarını organize eden AIDS eylemcileri ve FDA-onaylı olmayan ilaçları satın alma klüpleri). Evlilik, babaerkil çekirdek aile ve zorunlu yeniden üretim gibi geleneksel zorlamaların sadece gücü ve otoriteyi kontrolünde bulunduranların çıkarına hizmet ettiğinin farkında olan anarşistler, bir takım geleneksel seçeneklerin yanısıra çokeşlilik, genişletilmiş aileler ve komünal çoçuk yetiştirme gibi bazı yaratıcı ve gönüllülük temelinde işleyen ilişki biçimlerine de önem verirler. Anarşistler, devlet tarafından onaylanmanın aynen cinsiyet ilişkilerine de uygulanmasına karşılık olarak, hükümetin tamamen bu işin dışında tutulmasını isterler. Anarşist homoseksüeller tipik olarak ordu gibi baskıcı kurumlarda homoseksüelliğin artması çabalarına da karşı çıkarlar.

Klasik anarşizmin ateizmi desteklemesinin aksine (büyük ölçüde geleneksel baskıcı dini kurumlara tepki olarak), modern anarşistlerin birçoğu tinselliğe --hem yeni-pagan çeşitlerine, hem de geleneksel dinler içinde özgürleşme teolojisine sahip olanlarına, önem vermektedirler. Bu, insani potansiyellerin azamileştirilmesinde akılcılığın yanısıra kültür, ve insan kişiliğinin tinsel ve doğaüstü yanlarının da ayırdına varıldığını gerçeğinin bir yansımadır. Ahlâk alanında, bu anarşistler resmi ve ahlâki otoritelerin onaylamasından ziyade kişisel sorumluluğun ve başkalarını düşünmenin geçerli olması gerektiğini savunurlar. Tinselci anarşistler bütün yaşamın iç içe geçmiş olmasını vurgularlar, ve inançları ekolojik olarak hareket eden, doğa-merkezli anarşistlerle uyuşur. Bununla beraber, anarşistler arasında "kutsallık" fikrine ve "ulu bir düzen" kavramına yaslanmanın geleneksel hiyerarşi olgularını tekrar oluşturacağına; bu nedenle de insanoğlunun tam özgürlüğünü başarmasının önünde bir engel teşkil edeceğine inanan güçlü bir anarşist unsur vardır.

Anarşist ülküler, punk, alternatif sanat, delilik (ing. rave), gezginlik ve radikal öğrenci kültürleri içinde gençlik içinde de temsil edilmektedirler. Bu genç insanlar, varolan tüketim toplumunda gözlenen yaşamdan yabancılaşma ve adaletsizlik sorunlarından kurtulmak için; doğrudan eylem ilkesini uygulayarak kolektif yaşama, arazi işgali, bilgi dükkanları gibi kendine yeterlilik araçlarına dayanan; ve gıda kooperatifleri, bağımsız ve ticaret-dışı müzik üretimi ve dağıtımı gibi ekonomik alternatifleri yaratan, direniş toplulukları kurmaktadırlar. Bu genç insanlar klasik anarşizmin ilkelerinin birçoğunu (her ne kadar bu yafta altında olmasa da) kabul ederek, direnme eylemlerinde ve günlük yaşamlarında, otorite-karşıtı ve kendi kaderini tayin etme ilkelerini uygulamaya çalışırlar. Bazı günümüz anarşistleri bu tip "yaşamtarzı"ndan sakınarak, geniş bir toplumsal değişimi organize edebilecek daha formel gruplar ve ilişkiler ağı oluşturmak üzerinde yoğunlaşırlar.

Anarşistler formel olmayan bir defalık zine'ler çıkarmaktan, köklü geçmişleri olan oturmuş gazeteler ve kitap yayıncılığına kadar geniş bir yelpaze içinde yayıncılık projeleri ile ilgilendiler. Anarşistler giderek artan bir şekilde internet ve diğer elektronik iletişim araçlarını kullanıyorlar. Internet sık sık eylem düzeyindeki anarşizmin bir örneği olarak nitelendirilir, gerçekten de internet aslında merkezi resmi bir otoritenin olmadığı koşullarda büyümüş ve gelişmiştir. Elektronik iletişim ulusal sınırları aşmak için bir yol meydana getirmektedir; ve ırk, cinsiyet gibi kültürel engellerin önemini azaltabilir. Bununla beraber, giderek artan şekilde elektronik iletişime bağlanmanın ekonomik engelleri tekrar ortaya çıkarması, "sahip olanlar" ve sahip olmayanlar" şeklinde bilişim-çağı toplumları yaratması tehlikesi de oluşmaktadır. Anarşistler elektronik iletişimi faaliyetler organize etme, önemli haberleri yayma ve bilgi değişimi amacı ile kullanmaktadırlar; elektronik-posta listeleri ve Usenet haber gruplarının yanısıra Spunk Press elektronik arşivleri gibi zahmetli projeler de yer almaktadır. Açıkça hükümetler net üzerindeki özgürlükten korkmaktadırlar, ve bilginin serbest akışını engellemek için çabalarını giderek arttırmaktadırlar (terörizm ve pornografiyi önleme özürünü kullanarak). Bazı anarşistler ise, hem "aracılı", yüzyüze olmayan etkileşime, hem de teknolojinin yıkıcı çevresel etkilerine karşı çıktıkları için elektronik iletişime karşı çıkmaktadırlar.
 

Sonuç

Özet olarak, anarşizm bireyler ve gruplar tarafından, çoğunlukla kendilerini açıkça "anarşist" olarak nitelendirmeden, o ya da bu biçimde uyarlanmış, çok yanlı ve genel hatları ile tanımlanmış bir felsefedir. Anarşizm bir kimsenin varlığının tüm unsurları ile ilgili olabilir. Özgürlük, kendi kaderini tayin hakkı, kişisel sorumluluk, doğrudan eylem ve gönüllü, kooperatif alternatiflerin yaratılmasına önem veren anarşizm; bir kimsenin dünyayı dönüştürecek radikal ve nihai toplumsal değişim için çalışırken, aynı zamanda kendi hayatını dönüştürmenin geçerli yollarını sağlayacak ufuk ve esnekliğe sahiptir

Kalıcı Bağlantı Yorum (6) Yorum yaz!

Sosyalizm Nedir ?

11/5/2006 · Kategori: Felsefeler

                                                SOSYALİZM NEDİR ?

 

Sosyalizmin artık öldüğü ve  bittiği yalanın pompalandığı ve bilumum döneklerin burjuva kalemşörleriyle omuz omuza  devrim ve sosyalizme saldırıp,onu gözden düşürme çalışmlarının artarak derinleştiği koşullarda,tüm karala malar karşın,insanlığın gerçek kutuluşunun sosyalizmde olduğu gerçeğini hiç bir kara propogandanın  engelle olmadığına tanık oluyoruz.Dünyanın dört bir yanında sosyalizm sesleri yeniden  yükseliyor ve  insanlık yönünü yeninde sosyalizme dönmeye çalışıyor.İşte tamda bu koşullarda sosyalizm nedir? sorusunun bir kez daha  yanıtlanmaıs gerekiyor.


Elbette sosyalizme inananlar, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kamu mülkiyetine geçmesi ile tüm sorunların çözümleneceğini iddia etmiyorlar. Sosyalizm, ne şeytanları meleğe dönüştürecek, ne de cenneti yeryüzüne indirecektir. İddia edilen şey, sosyalizmin kapitalizmin büyük kötülüklerine çare bulacağı, sömürüyü, sefaleti, güvensizliği,adaletsizliği,işsizliği,savaşı ortadan kaldıracağı,eğitim ve sağlığı parasızlaştırcağı  ve insanlar için daha büyük bir refah ve mutluluğun kapılarını açacağıdır.
Sosyalizm, kapitalizmin yırtıklarınını yamanarak düzeltilmesi de değildir.Sosyalizm, burjuva kapitalist sistemin komünist partisinin burjuva kapitalist sistemin devrimle alaşağı edilerek, toplumun büsbütün sosyalist bir çizgide   yeniden kurulması demektir.
Bireysel kar için bireysel çaba yerine, ortaklaşa yarar için ortaklaşa çaba olacaktır.
Kumaş, para kazanmak için değil, insanlara giysi sağlamak için yapılacaktır, bütün öteki mallar da öyle.
Kullanım için yapılacak planlı üretimin, herkese, her zaman iş sağlayacağı bilinmesi ile, insanların içindeki ekonomik depresyon, işsizlik, yoksulluk ve güvensizlik yarınından emin olamama vb.duygusu kaybolacak, bunun yerini beşikten mezara kadar ekonomik güvenlik duygusu alacaktır.
Kar peşinde koşanların, fazla mallarını satabilecek ve fazla sermayelerini yatırabilecek dış pazar avcılığından doğan emperyalist savaşlar son bulacaktır, çünkü artık ne fazla mal ne de fazla sermaye olacak, ne de gözünü kar hırsı bürümüş sermayeciler.Uluslar ve halklar arasındaki her türlü ayrımcılık ve üstünlük eğilimleri darbelenerek  enternasyonalizmin eşitlik ,özgürlük ve kardeşlik belgisi egemen olacaktır .
Üretim araçları özel ellerde olmadığı için toplum, artık işverenler ve işçiler diye sınıflara bölünmeyecektir. Böylece insnanın insanı sömürüsü son bulacak, onun emeğinden kar sağlamayacaktır.
Kısacası, ülke bir avuç insanın malı olmaktan çıkacak ve emekçilerin malı olacaktır ve halk tarafından yönetilecektir.
 Şimdiye kadar Sosyalizmin ancak bir yanını, ülkenin halkın malı oluşunu yani üretim araçlarının kamunun mülkiyetinde bulunmasını ele aldık. Şimdi tanımın ikinci kısmına gelelim; ülkenin yada üretim araçlarının "halk yararına halk tarafından yönetilmesi" kısmına. bu nasıl başarılacaktır. Bu sorunun karşılığı, merkezi planlama iledir. Üretim araçlarının kamu mülkiyetinde olması, sosyalizmin nasıl bir temel özelliği ise merkezi planlama da öyledir.
Bütün ülke için merkezi planlamanın güç bir iş olduğu besbellidir. Bu, o denli güç bir iştir ki, kapitalist ülkelerdeki pek çok kimse [özellikle üretim araçlarını ellerinde bulunduranlar ve kapitalizmi mümkün olan düzenlerin en iyisi sayanlar] bu merkezi planlamanın yürümeyeceğinden çok emindirler. Onlara göre, "bir avuç insan, bütün halkın faaliyetlerini başarılı bir biçimde planlamak, yönetmek ve hızlandırmak için gerekli bilgiye, görüş gücüne ve kavrayışa sahip olamaz.."
Pekala, merkezi planlama mümkün değil midir gerçekten? 1928 yılında öyle bir şey oldu ki, planlama sorunu bir tahmin işi olmaktan çıktı ve ayağı yerde bir konu halini aldı. 1928 yılında SSCB ilk 5 yıllık planını yaptı ve ardından ikincisi ve üçüncüsü geldi, hem de başarıyla tamamlandı. Daha sonraki yıllarda II. Dünya Savaşı ve sonrasında da savaşta yıkılan ekonomi planlı uygulamalar ve emekçilerin SBKP-B önderliğinde seferberlik sonucu hızla toparlandı.Neki Stalin yoldaşın  erken ölümü ve  partinin en yiğit militanlarının  kaybedilmesi ve bunların yerlerinin doldurulmasına   zamana bulunamaması nedeniyle 1953’den sonrası SBKP-B’yi Kruşçev revizyonistleri ele geçirerek M-L de saparak proletaryanın sosyalist diktatörlüğünü adım adım rayında çıkartarak burjuva revizyonist  diktatörlüğüne dönüştürdü. Ve bu revizyornsi burjuva iktaifdarı 1990’larda Batı emperyalizmine tümüyle telim olarak   yıkıldı. SSCB'nin yıkılmasında Kruşçev-Brejnev revizyonizminin parti önderliğini ele geçirmesi ve  iktidarı gaspetmesi ile bu modern revizyornist yolu derinleştirenler başat rol oynadılar.
Sovyetlerin sosyalizmin planlanmaıs işini yaptığını söyledik, kalabalık bir ülkede 1928’lerin teknolojisiyle bu işi gerçekleştirdiler. Peki bunu nasıl yaptılar? Öncelikle planın bir amacı olmalıdır. Kapitalist toplumda tüm teşebbüslerin amacı, sahiplerine yada ortaklarına maddi kar ve kazanç sağlamaktır. Sosyalizmde ise amaç tamamen farklıdır. Kar sağlayacak ne mal sahibi, ne de ortak vardır. Maddi kar ve kazanç düşüncesi diye bir şey yoktur. Hedef alınan tek amaç, uzun vadede, bütün toplumun azami refahı ve güvenliğidir. Tabi aslında amaçtan daha önemli olan şey amaca ulaşmanın yöntemidir. Bilmek istediğimiz şey, istenilen hedefe ulaşmak için ne gibi bir politikanın benimsenmesidir. Bu iş SSCB'de Devlet Planlama Teşkilatının (Gosplan) işidir. kimin, neyin, nerede ve nasıl olduğu, yani her şey bu kurul tarafından saptanır. Ülkenin doğal kaynakları nedir? Ne kadar çalışabilir işçi vardır? Ne türde kaç fabrika, maden ocağı, iş yeri, çiftlik vardır ve bunlar nerelerdedir? Geçen yılki üretimleri nedir? Ek malzeme, hammadde ve işçi verilirse üretimleri ne olur? Daha fazla demiryoluna ve limana ihtiyaç var mıdır? Bunlar nerelerde yapılmalıdır? eldeki olanaklar nelerdir? Nelere gereksinme vardır? SSCB'nin geniş toprakları üzerindeki her kurumdan ve her kuruluştan, her fabrikadan, çiftlikten, okuldan, tiyatro ve sanat merkezlerinden v.s'den şu sorulara yanıtlar istenir. Geçen yıl ne yaptınız, bu yıl ne yapıyorsunuz, önümüzdeki yılki tahmininiz nedir? Ne gibi yardıma ihtiyacınız var, ve başka yüzlerce soru. Bütün bu bilgiler, Gosplan'ın bürolarına akar ve orada uzmanlarca toplanır, düzene sokulur, yoğrulur. O zamanki haliyle, dünyanın en iyi donatılmış ve en geniş daimi istatiksi araştırma merkezidir. Şimdi internet denen bir olay da var, Network ağları var, verilerin akması ve planlama işi çok daha kolaylaşacak, üstelik kaliteli bilgisayarlarla ülkenin/dünyanın dört bir yanından gelen veriler çok hızlı şekilde işlenebilir.
Planlama süreci kısaca şöyledir;Gosplan'a bilgi akar .Taslak plan yapılır .Bu plan hükümete sunulur
Beğenilirse onaylanır, beğenilmezse öneriler yapılır ve Gosplan'a geri gönderilerek değiştirmeler yapılır.
Daha sonra bu plan halka sunulur. [işte size gerçek demokrasi, plan halk tarafından da onaylanmalı, onaylanmazsa düzeltiliyor, giriş bölümünde dediğim gibi, herkes Internete sahip olursa, bu planın halk tarafından onaylanması çok daha kolaylaşır.]
Halk da önerilerini sunar ve plana son hali verilir.Son olarak tekrar hükümete gider, beğenilirse SSCB yüksek Sovyet'ine gider ve uygulanmaya konur. Görüldüğü gibi, erişelecek hedefin planı, tepeden inme değildir. planda işçiler ve köylüler de dahil tüm halkın da sesi yer alır.
Bu arada şunu belirteyim ki, 1929 yılındaki ekonomik bunalımına çoğu zaman bir dünya ekonomik bunalımı denir. Üretim felce uğraması ve onunla birlikte gelen işsizlik ve halk kitlelerinin sefaleri, tek bir ülke dışında dünyanın her tarafına bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. SSCB'nin sınırlarına dayandığı halde burda durmak zorunda kaldı. Ruslar, Sosyalist planlı ekonominin ördüğü setlerin arkasından güvenlik içindeydiler. Çünkü her şeyi planlamışlardı ve üretim halkın refahı ve gereksinimi için plnalı yapılıyordu.
Sosyalizmin hayatımızdaki etkisi ne olacaktır?
Sosyalizm, her şeyi, en yetkin, en olgun hale getirmeyecektir. Hemen bir cennet yaratmayacaktır. İnsanlığın yüz yüze olduğu bütün sorunları birden çözümlemeyecektir.
Sosyalistler, sosyalizmin, sadece, insanlığın belirli gelişme aşamasındaki belirli sorunları çözümleyeceğini bilirler. Bundan daha fazlasını iddia etmezler. Ama bu kadarının bile hayat düzenimizi geniş ölçüde düzelteceğine inanırlar. Ortaklaşa sahip olunan üretici güçlerin bilinçli ve planlı bir şekilde geliştirilmesiyle sosyalist toplum, kapitalist düzende ulaşılabileceğinden çok daha yüksek düzeyde bir üretime ulaşacaktır. Sosyalizm, kapitalist yetersizliği ve israfı ortadan kaldıracaktır, özellikle gereksiz depresyonlarda görülen para israfını, işsiz adam israfını ve boş duran makine israfını. Uluslararası barışın kurulması yoluyla, kapitalist savaşlardaki büyük insan kaybını da ortadan kaldırır. Teknik gelişmeyi hızlandırır ve kar sağlamayı ilk ve en önemli amaç sayan kapitalizmin önüne çıkardığı engellerden arınan sosyalist bilim, büyük atılımlar yapar. Üretimdeki artış, mal miktarını çoğalttıkça, herkesin hayat düzeyinde bir yükselme olur.
Kapitalizmin propagandacıları, bizi, Sosyalizmin, özgürlüklerin sonu demek olduğuna inandırmaya çalışırlar. Oysa gerçek tam tersidir. Sosyalizm, özgürlüğün başlangıcıdır. Sosyalizm, insanlığa en büyük acıları veren kötülüklerden kurtulmak demektir; ücret köleliğinden, sefaletten, toplumsal eşitsizlikten, güvensizlikten, ırk ve cins ayrımından, savaştan kurtuluş demektir.
Sosyalizm, gerçekleşmeyecek bir düş değildir, toplumsal gelişme sürecinde ileri bir adımdır ve gerçekleşme zamanı yaklaşmıştır.Tabiki sosyalizmin kendiliğinden değil işçi sınıfının komünist partisinin öncülüğnde  örgütlenip ayağa kalkması ve sosyalist iktidarını kurmasısyla  mümkün olacaktır.

(
http://www.halkinbirligi.net den alınmıştır)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::